TDP Çevre Komitesi: “Deniz suyu analizleri rutin şekilde yapılarak, şeffaf bir şekilde toplumla paylaşılmalıdır”

TDP Çevre Komitesi: “Deniz suyu analizleri rutin şekilde yapılarak, şeffaf bir şekilde toplumla paylaşılmalıdır”

Toplumcu Demokrasi Partisi (TDP) Çevre Komitesi, Sağlık Bakanlığına bağlı Temel Sağlık Hizmetleri Dairesi’nin deniz suyu analizlerini düzenli bir şekilde yaparak, sonuçları şeffaf bir şekilde topluma paylaşması gerektiğini vurguladı. Yüzme sezonunun başında Mayıs ayından başlayarak sezonun kapanmasına kadar düzenli olarak yapılması ve şeffaf olarak yayınlaması gereken deniz suyu kalitesi analiz sonuçlarının yapıldığına dair bir açıklama yapılmadığına dikkat çekilen açıklamada, “deniz suyu analizleri yapıldı mı, yapıldıysa sonuçları neden açıklanmamaktadır, eğer yapılmadıysa neden yapılmadı” sorularına yanıt istendi.

Açıklamada, yapılan örneklemenin metodu, sıklığı, şeffaflığı veya Devlet Laboratuarı tarafından yapılan deniz suyu analizlerin metotlarının ve sonuçlarının güvenilirliği, akredite olup olmadığı konusu bir yana, 2017 yılında hiçbir denizde, deniz suyu kalitesiyle ilgili analiz sonuçlarının yayınlanmadığı belirtildi.

“Denizlerimiz hızla kirlenmektedir”
Deniz ekosistemine zarar veren, insan sağlığını bozan, balıkçılık da dahil olmak üzere, denizlerdeki faaliyetleri engelleyen, denizin kullanım kalitesini etkileyen ve değerini azaltan madde veya enerjinin insanlar tarafından deniz ortamına doğrudan veya dolaylı olarak bırakılması ile oluşan deniz kirliliğinin, doğal kaynakların sürdürülebilirliği ve insanların geleceği bakımından büyük önem arz ettiği belirtilirken, “Bir ada olan ülkemizde deniz kirliliği ve kıyılar ile ilgili sorunlar ayrı bir önem taşımaktadır. Derelerle taşınan atıklar, deniz taşımacılığı, kıyılardaki yapılaşma, atık su altyapılarının olmaması, kıyılardaki turistik tesislerden denizlere ve atıkların boşaltılmasının yanısıra oluşan deniz kazaları ile de her geçen gün denizlerimiz daha hızlı kirlenmeye başlamıştır.”

Deniz kirliliklerinin en önemlisinin, kirlilik veren deşarjlar için bir alıcı ortam olarak kullanılması olduğu, bu kirliliğin de deniz kıyısındaki otel ve yerleşim yerleri ve endüstrilerden doğrudan veya tam olarak arıtılmadan (gerekli standartlar/ikincil arıtım olmadan) verilebildiği gibi dere, yağmur suları ve hava kirliliği ile de daha uzak bölgelere taşıma yoluyla kirletebilmekte olduğu belirtilirken, bunun yanında endüstriyel olarak petrol ve petrol türevlerinin dış ülkelerden yaygın olarak satın alıp, gemilerden borularla tesislere deşarjlar esnasında da sızıntı ve kazaların meydana geldiği kaydedildi.

TDP Çevre Komitesi açıklamasında şunlara yer verildi:

“Koku ve oksijen yetersizliği…”
Denizdeki biyolojik hayatın verimliliği ve sürekliliği, suda oksijen ve ısı miktarı ile su ısısına bağlıdır. Bu üç fiziki kısmı belirleyen en kritik kısım ise yüzeyin ilk milimetreleridir. Bu nedenledir ki, Bafra Lagünü özellikle Ağustos ayı başlarında her yıl koku yaparken, oksijen yetersizliğinden de geçen yıl içindeki tüm balıklar
ölmüştür. Bu sadece bir örnektir…

“Deniz yüzeyi temizse, güneş ışığı da o kadar derine ulaşabilir”
Suda oksijenin büyük çoğunluğu direkt olarak atmosferden gelir. Atmosferdeki oksijen miktarının sudan daha fazla olması nedeni ile yavaş yavaş atmosferdeki oksijen deniz suyu içinde çözülür ve akıntılar sayesinde denizin farklı derinliklerine dağılır. Bu atmosfer ile deniz arasındaki oksijen değişimi ise deniz yüzeyinde gerçekleşir. Sudaki besin zincirinin en alt tabakası olan zooplanktonlar ve phitoplanktonlar fotosentez ile beslenir. Fotosentez için en gerekli öğelerden birisi ise güneş ışığıdır. Denize giren güneş ışığının önüne ne kadar az bariyer çıkarsa, güneş ışığı daha derine inebilir. Yani deniz yüzeyi ne kadar berrak ve temiz ise güneş ışığı da o kadar derin bölgeye ulaşabilir. Bu konu da çok önemlidir. Bu nedenle denizde atıksuyun dağılacağını öngörerek, zaman zaman da olsa asla atıksu deşarjı yapılmamalıdır.

“Denizlerin gelecekteki potansiyeli yitirilmektedir”
Deniz suyu sıcaklığı da ekolojik denge açısından çok önemli bir unsurdur. Deniz suyu ısısını, hem güneş ışığından hem de atmosferden alır. Atmosferle temas eden deniz yüzeyi atmosferin ısısını emer. Bu ısı alışverişinin miktarı ise deniz yüzeyinin ilk milimetrelerindeki temizliğe bağlıdır. Denizlerdeki kirlenme en yoğun deniz yüzeyinde görülür. Yukarıda açıklanan nedenlerle denizlerde görülen aşırı kirlenme denizlerin soğuma kapasitesini zayıflatmakta, hava ve güneş ile temas etmeyen denizde ekolojik denge bozulmaktadır. Böylece denizlerin gelecekteki potansiyeli yitirilmektedir. Bu nedenle, deniz kıyısına kurulan mobil santrallerin veya turistiktesislerin mekanik (chiller) soğutma suları denizlere verilirken, mutlaka en azından derin deniz deşarjı yapılarak difüzer borularla ancak uygunsa denize verilmelidir.

“Deniz canlı türleri azalmaktadır”
TDP Çevre Komitesi, denizdeki bu kirlilikler sonucunda, denizdeki yaşam kaynaklarının zarar gördüğüne, insan sağlığının tehdit edildiğine, balıkçılık gibi deniz faaliyetlerinin ciddi şekilde etkilenmek olduğuna, kullanılan deniz suyunun kalitesinin bozulmakta ve deniz canlı türlerinin azaldığına vurgu yaptı. Tüm bu veriler ve gerçeklikler karşısında deniz suyu ölçümlerinin yapılarak şeffaf bir şekilde toplumla paylaşılmasının hayati derecede önemli olduğunu belirtilen TDP Çevre Komitesi açıklamasında, bu konunun yakından takipçisi olunacağı da belirtildi.

TDP Çevre Komitesi: “Deniz suyu analizleri rutin şekilde yapılarak, şeffaf bir şekilde toplumla paylaşılmalıdır”
Sesimizi duyur!
Sen de ses ver!
Paylaş Tweetle Paylaş